BEYTULLAH GÜLLÜ
DUYULMAYAN HAYKIRIŞ
Uyanalı iki dakika olmuştu. Hayatımın ilk sorusunu sordum başucumda duran anneme. Anne ne oldu bana dedim? O da alnımın terini silerek “bir şey yok korkma oğlum hepimiz buradayız” dedi. Anne canım acıyor. Şurada bir şey var bıçak saplanıyor sanki. Anne, anne… Annem sancıyan yanıma baktı. “Evladım bütün aile çöküş içindeydi, herkes bu anı bekliyordu, hoş geldin” dedi. Elimi uzattım o anda , ama bir şeyin farkına vardım ellerim kesikti . Anne, anne ellerim yok ne oldu, neredeler, kim aldı ellerimi? Bu sanki hayata, insanlara herkese isyandı fakat bir bebeğin seslenişi gibi anneme seslenişimdi. Canım annem bana baktıkça içinin nasıl parçalandığını gözlerinde görebiliyordum. Annem “korkma, tereddüt etme, ne olursa olsun sen bizim evladımızsın, sen bu ülkeye hizmet ettin. Ben, baban bütün aile millet bütün ülke senin için dua etti. Ne mutlu bize senin gibi evladımız var” dedi. İçimde yaşama dair bir umut meşalesi yakmıştı bu sözler ama geçmişi hatırlayamıyordum. Anne, anne, anne… Şefkatle bana baktı. Gözlerinden gözyaşları değil şelaleler akıyordu sanki. O şelaleler bana güç veriyordu. Gözyaşları evet gözyaşları, korkmuyordum damlalarından . Bana bakıp ağladıkça annem ruhumun bedenimden ayrıldığını hissediyordum. Her damla bana huzur vererek ruhumu göklere çıkartıyordu. Annemin ağzından çıkanları duyuyordum. Benim “teröristlerle çatıştığımı bu ülkenin bölünmezliği için canımı ortaya koyduğumu anlatıyor, o anlattıkça geçmişi hatırlıyordum yavaş yavaş. Benim çatışmada ağır yaralandığımı ve esir düştüğümü söyledi . Esir düştüğüm insan denilen varlıkların davasının özgürlük adı altında özgürlük adına vahşet yaptıklarını söyledi. Ellerimi kestiklerini bana işkence yaptıklarını söylüyordu. Anlatılanları dinledikçe soğuk bir yalnızlık hissediyordum.
Birden perde değişmişti. Artık her şeyi daha net görüyor ve geçmişi hatırlıyordum. Ama gördüğüm yer artık hastane odası değil cami avlusuydu. Bayrağa sarılı bir tabut duruyordu, üzerinde benim fotoğrafım vardı. O an anladım ki ruhum bedenimden ayrılmış ve bu ülke teröre bir şehit daha vermişti. Bir din adamı tabutun önünde durup soruyordu:”hakkınızı helal eder misiniz?” Caminin dışından gelen sese takıldım. Kafa bir milyon olmuş bir sarhoş helal olsun diyerek ağlamaya başladı. Anladım ki bu ülkeyi kimse bölemez. Bunu anladığımda çok geçti belki derken ben zaten bu düşünceyi içime sindirdiğim onu anladığım için şehit olmuştum. Ama bu düşünceyi anlamak istemeyenlerin o küçük beyinlerinde dolaşan sinsi yılanların zincirlerini bazen kırmaları gerektiğini düşündüm. Herkese insan gibi davranmaları ve yedikleri kaba pislememeleri gerektiğini kulakları yırtacak şekilde bağırdım. Ama kimse duymadı beni, herkes tabutu taşımakla meşguldü. Duyması gereken kişilerin zaten şehit cenazesinde yerleri yoktu.