Yeniden doğdum. Bir gün, güne uyandığımda yeniden doğuş neymiş, anladım. Yorgun ken, pişman ken, tiksinirken yaşamaktan bir sabah yeniden başladım yaşamaya. Sessizdi yaşayışım. Ama benimdi.
Öncesi neydi, çok düşündüm. Öncesine isim verdiğim zaman ben olabildim. Kim olduğumu bilmeden ezbere yaşarken bilmediklerimi anladığımda yas taydım. Kadın olmaktan tiksindim. Adını kadın(sı) olmak koydum sonrasında. Bildiklerim öğretilmişti. En başta anne m tarafından. Kim olabileceğimi belirlemişti seçenekler. Ben birini tercih ettim. Tercih etmekti sadece özgürlük . Sadece tercih etmekte özgürdüm o kadar. İyi bir kız olacaktım, okula giderken sımsıkı toplanırdı saçlarım, derli toplu giyinirdim. Ütülü eteğim kırışmasın diye elimle düzeltir, öyle otururdum. Büyüdüm. Nasıl kadın olacağıma karar verilmişti çoktan. Aşık olmanın adı konuşmuştu. Filmlerde izlediğim kadınlar gibi aşık olacaktım. Sonra evlenip başka bir başlığı konulmuş kategoride varolabilecektim. Bir sabah uyandım, dedim ya. Yaşamaya karar verince terk etmek dedim özgürlüğüme. En sempatik çocuk la sevgili olmaktan, anne olmaktan, adı konmuş bir statüden, eteği kırışmayan kız olmaktan bir de –en önemlisi belki de- eteği kırışmayan kızlar yetiştirmekten vazgeçtim. Terk ettim olmam gereken kişiyi. Karar vermenin zamanı kuyu da olduğumu fark etmemle başladı. Beni dinlemiyordu hiç kimse. Gerçek olmayan kişilerdi etrafımdakiler. Dostlarım dediklerim, ailem, sevgilim… anlattıklarım ezberlenmişti. Farklı bir şey diyemiyordum. Ezberlemediklerini duymuyorlardı. Rolüm vardı, dışına çıktığım an ben olamadığım. Benim kim olduğumu herkes biliyordu, ben hariç. Ezberleyemedikleri anlarda yoktum. Onların bana yükledikleriydi sadece bildikleri.
Öncesini çok düşündüm. Öncesine isim verdiğim zaman ben olabildim. Beni dinlemeyenlere bir gün isyan ettim. Bu bir saçmalık tı: Adına yaşam dediğimiz şey yaşamanın tanımına uymuyordu ki… Üretmeden, yaratmadan, dönüştürmeden seri üretilmiş bir şeydi adına “insan” dediğimiz. Kadın olmanın tanımları belliydi, erkek olmanın da. İnsan olmanın da. Hiç insana benzemezken biz… Bu dünyada kelebekler yüzemez di. Tanımları değişmezdi onların. Dönsün diye dünya, dönmesinden vazgeçmiştik çoktan. Ben isyan ettim. Sessizce “ Biri beni dinlesin .” dedim. Bir kavşak taydım. Neresi burası bilmiyorum. Geldiğim yer neresi, onu da bilmiyordum. Aslında bir sürü yanıtım vardı karmakarışık. Biraz Anadolu'da n biraz Hollywood'tan belki, çıkmaz sokaklar dan bir de sadece yanından geçip içine girmememe izin verilmeyen… İsyan etmenin bile kuralları belliyken ben başka türlü bir isyana soyundum. Vazgeçmekti isyanımın adı. Tüm isyankarlar kızgın olmalı denirken ben bir mutlu isyankar dım. Çünkü benim adım huzur du şimdi. 10 yüz lerce kez anlatılmış bir hikayenin baş kahramanı olmaktan, boşluğa benzeyen bir hoşluk içinde varolmaktan vazgeçtim. Yaşamanın tanımına uygun olan tanımlanmışın dışında yaşamaktı. Sevmenin tanımına uygun olan benim kendi tanımımdı: yaşayıp öğrendiğimdi. Sadece inanmadım içinde olduğum hikayeye. Sadece inandım içimdeki hikayeye,düşüme. Bu düşte kibir , acımak, inanmadan inanmak yok. Giriş, gelişme, sonuç yok içimdeki hikayemde. Açılış yok, kapanış da yok.
Biraz yaralı mıyım? Olsun. Benim olan bir hikayem var şimdi. Ben bir sabah uyandım. Yeniden başlamaya inandım. Uyandım.
Açelya Uçan