Öyle iç gıcıklayıcı bir gürültüydü müzik.Yıllardır duymadığım tüm kötü sesleri barındırıyordu sanki.. Alkolik lerin kendilerini kendilerine bıraktıkları bir mekandı burası.

Özgürlük dediğin bu muydu?

Dumandan göz gözü görmüyor,muhabbet denilen şey özerk bir tını olmuştu kişiler arasında. Amac ı ne olursa olsun yabancıydım burada.Tek tanıdığım şey senin aykırılığın..

Duvarlarda; oradan buradan toplanmış, dökük badana görüntüsünden daha iyi diyebileceğim , zevksiz ve eski tablolar bana bakıyordu.İçlerinde bir güzellik,bir yakınlık arıyor ama bulamıyordum.Renkler bile o köprü yü kuramıyordu aramızda…Arada senin anlamsız kahkahaların dikkatimi dağıtıyor, yaralı geçmişinin sesini bastıramıyordu.

İşte o anlarda ; beraber atlatamadığımız tüm acılar tüm korkular karşımda dikiliyordu.Senin kahkahaların ve benim bildik sessizliğim

Direniş imiz hiç bitmedi.Rağmen sevgimiz devam etmekte.

Gürültü birden susmuştu. Hanidir benim olan sessizlik mekanı yuttu.Ufak tefek,esmer tenli,bozuk Türkçeli bir adamın elindeydi mikrofon.Sesi pek gür değildi.Bozuk dişleri söylediklerini anlamamı daha da zorlaştırıyordu.

Ama oradaki herkes sanki en başından beri bu anı bekliyormuş gibi hiç olmadıkları kadar ciddiydi.Ben bu iç gıcıklayıcı gürültünün biteceğini düşünüp sevinmiştim.Cümlenin sonuna doğru ses olabildiğince gürleşti. Dansöz …Yine tek anlamlandırdığım kelime bu oldu.Sessizliğin yerini kuvvetli alkışlar aldı.Gelen bir dansöz değil tanrıça ydı sanki.. Umursamazlığ ı bir giysi gibi giymiş,taşımasını da biliyordu.Gözlerindeki anlamsızlık beni korkuttu.Sense yine eğleniyordun…

O gelişteki ihtişam pistte de kendini gösteriyordu.Dans eden yine bir tanrıçaydı…

Gözleri gözlerime değdi.Aradığım anlamı bulmama izin vermişti şimdi.Hareketli müzik kalabalığı coştururken vücudu narince kıvrılıyor, ulaşılamazlığ ını koruyordu.Kontrollü gülümsemeleri sıcaklık taşımıyordu.Yabancılığım gözlerinde azaldı.Belki de bir yabancıyla karşı karşıya olan da bendim.Bir dansöze yakınlık duyarken çoktan terk-i diyar etmiştim dünyevi zevkleri.

Ne müziğin ritmine kendimi kaptırabiliyor,ne yediklerimden tat ne gördüklerimden haz alabiliyordum.Halbuki buraya kendimizden uzaklaşmaya gelmiştik.Söz de verdim.Binbir tembihle çekip getirdin beni.Pek de niyetliydim açıkçası.

Ama bak olamadım! Çare de biçare de olamadı öykümüzde.Ben yine beni kanattım. Son gemi ye yetişemeyenlerdenim ben.Sana rağmen…

Bu ucube salonun bu sonsuz kalabalığın nasıl acıtan bir yalnızlığı vardı..Bilsen..İşte ben bu yalnızlığı hep en kalabalıklarda buldum.Hep en kalabalıklarda köreldi umudum..

Seni mutsuz etmekten ödüm koparken yine de uzaklaşamıyordum bu duygulardan.Hep imrenerek baktığım gözlerin…Senin gibi olabilmeyi ne çok isterdim. Karşı duruş unu her fırsatta sergileyen o arsız o cesur gözler..

Yanındakilerle sohbeti kesmiş , tanrıçanın ihtişamına sende kapılmıştın.Bana baksan sanki canın sıkılacaktı,ilgilenmiyordun.Sen sözünü tutuyordun çünkü.

Tanrıça yaklaşıyordu.Büyük bir koru dan,yaşlanmış dev bir ağaç bana bakarak gülümsüyordu.Gülümsemesinde bana özel bir sıcaklık hissediyordum.Kalbim hızla çarpmaya başladı. Korkan bir sincap gibi olduğum yerden kıpırdayamıyordum.Utancımı anlamıştın.

Etrafımda dolanarak bir denizkızı gibi vücudunu narince kıvırmaya devam ediyordu tanrıça.Kokusu geçmiş gibiydi.Geçmiş ama gitmemişti.Kalabalık müzikle ritm tutarken soğukkanlılığıma hayretle bakıyordu.Müzikle coşmamı,tanrıçayla yok olmamı bekliyorlardı.Öfkeli,gizli bir sevinç yaşadığına iddiaya girebilirim.Gürültü,kalabalık,pis kokular,sen ve tanrıça.Hepiniz üstüme geliyordunuz sessizce.Sanki Sofie kulağıma çığlık atıyordu: 'Ben kimim ?','Ben kim olabilirim?'.

Çekip gitmeden önceki son bakış ım seni ürküttü.Ürkektin,alkışların devam ediyordu.

Kölenim diyebilmeyi isterdim?Ama bir daha düşün sen ister miydin?..

GÖKBEN KARABAYIR

1. AŞAMA(PERŞEMBE)