Gözü televizyondaki filme takıldı, “ Namlunun Ucundakiler ”. İzlemeye çalıştı. Bir şeylerle ilgilenmek istiyordu.

“Sorun sadece sensin!” demişti, aklından çıkmıyordu bi' türlü. “Sorun sadece sensin!”

“Oysa her şey ne kadar da güzel başlamıştı”, diye düşündü. “Ne kadar çok şeyi paylaşmıştık, nasıl da huzur dolu bir ilişkiydi. Bir yaşam köprüsü ydü aramızda kurulan.”

Peki ama bu hale nasıl gelmişlerdi? Hiç mi mücadele etmemişlerdi, hiç mi diren memişlerdi yoksa? Hafif bir tebessümle hatırladı pandomim le anlaşmayı denemişlerdi bi' ara. O kadar sık kavga eder olmuşlardı ki! Sözcükleri ortadan kaldırmayı bile denemişlerdi!

Yine kendini bir boşluk ta buldu. Neden ben de ona “Sen de bir sufi değildin ama!” demedim ki diye düşündü! Çok canı sıkıldı. Sessiz çığlık lar atmak istedi. Ama gözü kendi elleriyle çizdiği pinokyo yu boyamaya çalışan kızına takılınca birden kendine geldi. Kızımın referansı mutsuz bir anne olmamalı diye düşündü.

“ Haydi bakalım yatma vakti geldi” dedi. Küçük kız yüzünü buruşturunca “Sana masal anlatayım mı?” diye sordu. “ Anlat anlat! ” diye bağırdı kızı, çok sevinmişti.

Televizyonu kapatırken ekranda “ son ” yazıyordu. Kızının elinden tuttu, yatağına götürdü:

“ Çok çok uzakta , denizler ülkesinde bir tapınakta , masum bir su perisi yaşarmış. Su perisinin kelebekler gibi kanatları varmış. Kanatları sayesinde istediği kadar uzaklara gidebiliyormuş. Bir gün gezintisi sırasında salsa yapan bir denizkızı görmüş. O kadar güzel dans ediyormuş ki, su perisi yanına gidip onunla tanışmak istemiş. Ama denizkızı o kadar kibirliymiş ki, perimizin yüzüne bile bakmamış…”

Kızı uyumuştu bile. “Keşke ben de onun kadar huzurlu uyuyabilsem.” diye düşündü.

 

 

 

Sibel DOĞAN CEYLAN

1. Aşama/Pazartesi/Palmiye